Cabir radıyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Ümmetimden bazıları, günahları sebebiyle azap
görürler ve Allah’ın kalmalarını dilediği kadar bir süre cehennemde kalacaklardır.
Sonra müşrikler onları ayıplayarak:
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Sözlerin en doğrusu Allah’ın Kitabıdır, yolların en hayırlısı Muhammed’in yoludur. İşlerin en şerlisi muhdes olanlardır. Dine sonradan sokulan her şey bid’attır, her bid’at dalalettir ve her dalalet ateştedir.”
Cabir radıyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“Ümmetimden bazıları, günahları sebebiyle azap
görürler ve Allah’ın kalmalarını dilediği kadar bir süre cehennemde kalacaklardır.
Sonra müşrikler onları ayıplayarak:
1773- Ebu Bekra radiyallahu anh’den: Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurdu:
إِنَّ الزَّمَانَ قَدِ ا ستَدَارَ كَهَ يئَتِهِ يَ ومَ خَلَقَ الل السَّمَوَاتِ وَا لَِ رضَ السَّنَ ة
ا ثنَا عَشَرَ شَ هرًا، مِ نهَا أَ ربَعَ ة ح ر م ثَلََثَ ة متَوَالِيَا ت ذو ا لقَ عدَةِ وَ ذو ا لحِجَّةِ
وَا ل محَرَّ م وَرَجَ ب شَ ه ر مضَرَ الَّذِي بَ ينَ جمَادَى وَشَ عبَانَ ث مَّ قَالَ أَيُّ شَ ه ر
هَذَا؟ ق لنَا الل وَرَ سول ه أَ علَ م قَالَ فَسَكَتَ حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّ ه سَ يسَ ميهِ بِغَ يرِ ا سمِهِ
قَالَ أَلَ يسَ ذَا ا لحِجَّةِ؟ ق لنَا بَلَى قَالَ فَأَيُّ بَلَ د هَذَا؟ ق لنَا الل وَرَ سول ه أَ علَ م
قَالَ فَسَكَتَ حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّ ه سَ يسَ ميهِ بِغَ يرِ ا سمِهِ قَالَ أَلَ يسَ ا لبَ لدَةَ؟ ق لنَا بَلَى
قَالَ فَأَيُّ يَ و م هَذَا؟ ق لنَا الل وَرَ سول ه أَ علَ م قَالَ فَسَكَتَ حَتَّى ظَ نَنَّا أَنَّ ه
سَ يسَ ميهِ بِغَ يرِ ا سمِهِ قَالَ أَلَ يسَ يَ ومَ النَّ حرِ؟ ق لنَا بَلَى يَا رَ سولَ اللِ قَالَ فَإِنَّ
دِمَاءَ ك م وَأَ موَالَ ك م - قَالَ محَمَّ د وَأَ حسِ ب ه قَالَ وَأَ عرَاضَ ك م - حَرَا م عَلَ ي ك م
كَ ح رمَةِ يَ ومِ ك م هَذَا فِ ي بَلَدِ ك م هَذَا فِي شَ هرِ ك م هَذَا وَسَتَ لقَ ونَ رَبَّ ك م
فَيَ سأَل ك م عَ ن أَ عمَالِ ك م فَلََ تَ رجِ عنَّ بَ عدِي كفَّارًا - أَ و ضلََّلً - يَ ضرِ ب
بَ ع ض ك م رِقَابَ بَ ع ض أَلَ لِ يبَ لغِ الشَّاهِ د ا لغَائِبَ فَلَعَلَّ بَ عضَ مَ ن ي ب ل غ ه
يَ كو ن أَ وعَى لَ ه مِ ن بَ عضِ مَ ن سَمِعَ ه ث مَّ قَالَ أَلَ هَ ل بَلَّ غ ت؟ مَرَّتَ ينِ
“Şüphesiz ki zaman, Allah'ın göklerle yeri yarattığı gündeki hey'eti gibi dönmüştür. Sene on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır ki üçü arka arkaya gelir: Zulka'de, Zulhicce ve Muharrem. Bir de iki Cemâd ile Şa'bân arasındaki Mudar'ın ayı Receb!” Sonra şunları söyledi:
Uyum Gösterdikleri Konular:
1- Sahabe: Eşariler, sahabe hususunda Ehl-i Sünet’e
muhalefet etmezler. Onlara göre de sahabenin en üstünleri; Ebu Bekr, sonra
Ömer, sonra Osman, sonra Ali radiyallahu anhum ecmaindir. Sahabe arasında
geçenler hakkında sükût ederler, onlardan razı olurlar ve Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem’in ehl-i beytine dostluk ederler.
Selefî: Kur’ân ve sünneti anlama ve yaşama metotlarında
bu ümmetin selefi olan sahabe, tabiin ve tebau’t-tabiin’in anlayış ve
menheclerini esas alan, sünnetlere uymakta sebat edip, dinde çıkarılan
yeniliklere karşı çıkmada sabreden kimsedir. Selefî olduğunu iddia edip de ümmetin
selefine muhalefet edenler selefî değillerdir.
Ebu Cum’a el-Ensari
radıyallahu anh dedi ki: “Biz şöyle dedik: “Ey Allah’ın rasulü! Bizden daha
büyük ecir alacak bir topluluk var mı? Biz sana iman ettik ve tabi olduk.” Buyurdu
ki:
“Sizin için buna ne engel olabilir ki, Allah’ın rasulü aranızdadır.
Size semadan vahiy gelmektedir ve ben sizin aranızdayım. Bilakis sizden sonra
bir toplum ki, kitap onlara iki levha arasında gelir, ona iman ederler ve onda
olanlarla amel ederler. İşte onlara sizin ecrinizden daha büyüğü verilecektir.”[1]
el-Ma’rur b. Suveyd rahimehullah’tan: “Ömer b. El-Hattab radıyallahu anh
ile beraber yola çıktık. Yolda karşımıza bir mescid çıktı. İnsanlar hemen orada
namaz kılmaya başladılar. Ömer radıyallahu anh: “Bunlara ne oluyor?” dedi. “Bu
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in içinde namaz kıldığı bir mesciddir”
dediler. Bunun üzerine Ömer radıyallahu anh şöyle dedi:
“Ey insanlar! Muhakkak ki sizden öncekiler nebîlerinden kalanları ibadet
yerleri edinmelerinden dolayı helak oldular. Kim namaz vaktin de mescidlerden
geçerse orada namazı kılsın, aksi halde geçsin gitsin.”[1]
Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:
“Ey îman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları kendinize dost edinmeyin,
Onlar birbirlerinin dostudurlar. İçinizden her kim onları dost edinirse, o
onlardandır. Allah, şüphesiz zâlim kimseleri doğru yola iletmez.” (Maide
51)
İbn Cerir, bu ayet hakkında der ki; “Kim müminleri bırakıp Yahudileri ve
Hıristiyanları dost edinirse onlardandır. Kim müminlere karşı onlara dostluk
ederse onların dinindendir. Zira herkes ancak dininden olanla veya üzerinde
olduğu şeye razı olarak dostluk eder. Onun dininden razı olduğu zaman onun
muhalifine de düşmanlık etmiş olur. Böylece onunla aynı hükme dâhil olur. Bu
yüzden bazı âlimler, Tağlib oğullarının kestikleri, kadınlarının nikâhlanması
ve benzer hususlarda onlar hakkında Hristiyanlar gibi hüküm vermişlerdir.
Nesepleri ve dinlerinin aslı farklı olsa da, İsrail oğullarına dostluklarından,
onlardan razı olmalarından ve onlara yardım etmelerinden ötürü böyle hüküm
verilmiştir. Bu açıkça, kim bir kimsenin dinini din edinirse onunla aynı
hükümdedir şeklindeki sözlerimizin doğrulunu göstermektedir…”
Münafıkların düşmanlık çehresi, müminlerle ve din ile alay etmeleri
şeklinde belirir. Nitekim Allah Kitab’ında, münafıkların müminlerle alay etme
şekillerini şöyle zikrediyor;
“(Bu münafıklar) müminlerle karşılaştıkları vakit “(Biz de) iman
ettik" derler. (Kendilerini saptıran) şeytanları ile baş başa
kaldıklarında ise: “Biz sizinle beraberiz, biz onlarla (müminlerle) sadece alay
ediyoruz” derler. Gerçekte, Allah onlarla istihza (alay) eder de
azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş
dolaşırlar.” (Bakara 14-15)
Şüphesiz sahabe ve Tabiin dönemlerinde zühd, vera ve ibadet ile meşhur
olan kimseler vardı. Bunlardan sonra zühd, vera, ibadet gibi hasletleri devam
ettiren, yün (Suf) giyinmeye verdikleri önemden dolayı “Sûfîler” denilen
kimseler çıktı. Zühd ve ibadet yolunu tutan kimseler de artık, onlara nisbet
ile “Sufiler” diye anılır oldular. Fakat bu ismin bir ekol haline gelmesi,
“Tasavvuf” adı altında, İslam dışı unsurların da din’denmiş gibi görünmesine
sebep olmuştur.
Tasavvufun ilk dönemlerinde ilimden yüz çevirme, Hulul, ittihat, vahdet-i
vucud, Rafızîlik, Batınîlik, birden fazla anlama çekilebilen ıstılahların
kullanımı gibi unsurlar bazı sufilerde görülmeye başlandı. Sonraları çeşitli
anlayış ihtilaflarından dolayı tarikatler zuhur etti. Bu dönemlerde önceki
sufilerde rastlanılmayan şu tehlikeli bidatler çıktı;
Birinci Hadis:
Abdullah b. Muaviye el-Gadirî radıyallahu anh’den: Nebi
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Üç şey vardır ki, kim bunları yaparsa imanın tadını
alır: (Birincisi) Tek olan Allah'a kulluk edip de O'ndan başka ilâh olmadığına
inanan kimsedir. (İkincisi) gönül hoşluğuyla malının zekâtını seve seve her
sene veren, ne yaşlı, ne uyuzlu, ne hasta ve ne de âdî olan hayvanı zekât
olarak vermeyen kimsedir. Zekâtınızı mallarınızın orta hallisinden verin. Zira
Allah, sizden malınızın iyisini istememiş ve âdisini de vermenizi emretmemiştir."
Bir rivayette: “(Üçüncüsü) nefsini temizleyen kimsedir” buyurdu. Bir adam: “Nefsin temizlenmesi nedir?” diye sordu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Nerede olursa olsun, Allah Azze ve Celle’nin
kendisiyle beraber olduğunu bilmesidir” buyurdu.